İlham Veren Bir Doğumun Seyir Defteri -*Yeni

dscn3633-517Nereden başlanır bilinmez. Gecenin bir yarısı, sonunda kucağımdan indiğinde uyumaya devam etmeyi başaran bir bebekle karşılıklı duruyoruz. Nefes alış verişlerini duymadan rahat edemediğim için uykuya dalmak istemiyorum. Henüz bir buçuk gündür hayatımızda ama istekleri, tercihleri var. Onlara saygı duymaya çalışsam da, her dediğini yapmamak gerektiğini yeni yeni öğreniyorum 🙂

Oğlum dünyaya geldiğinde doğum masasında öğrendim erkek olduğunu. Herkes tercihimize gıcık olsa da eşimle benim bebeğin cinsiyetini öğrenmeden geçirdiğimiz hamilelik süreci gayet keyifli idi. Ne pembe ne mavi. Ağırlıklı olarak krem rengi, sonra beyaz, sarı… Şöyle bir bakıyorum da erkeğe krem rengi çok yakışıyor 🙂 Bir de şu an üzerinde olan sarı tulumu ve bacaklarını dahi kapatan beyaz hırkası. Ya da muhtemelen ne giydirsem hepsi çok yakışacak.

 

Her ne kadar hırkası bacaklarına kadar uzansa da oğlum 4 kilo 330 gram, 54 cm boyunda, 37 cm baş çevresi ile doğdu ve belki de bu hikâyede çok önemli yere sahip insanların vesilesi ile normal doğumla dünyaya geldi. Şu devirde inanması güç değil mi? Sezaryen sayısının zirve yapmaya doğru gittiği ülkemizde, 4 kilo demek, büyük baş demek,  çoğu doktor için hiç düşünmeden sezaryen demektir. Hakeza bizim önümüze de konan seçenek buydu. Hamileliğimin başından beri muayeneye gittiğim doktorumun sezaryene meyilli olduğunu birçok kişiden duymuştum fakat süreç içinde elhamdülillah bir sağlık sıkıntısı yaşamadığımdan ve inşallah normal doğuracaksın dediğinden söylenenlerin üzerinde durmamıştım. Üzerinde durmamamın esas sebebi ise evham yapmamak ve zannımı düzgün tutmaktı. İşlerin bu şekilde olmasında da bir güzellik vardır elbet. Doğrusunu Rabbim bilir.

Sezaryen ihtimali bir yana, doktorum sadece baş çevresinden yaklaşık hafta tahmini yaptığından olsa gerek 39 hafta 5 günlük hamileliğim, 41 hafta 2 günlük zannedildi. Zaten şu hafta işlerini bir türlü anlamayan ben ilerlemiş haftaları şaşkınlıkla karşıladım. Son muayenemiz benim açımdan hüsranla geçti çünkü doktor en fazla 2 gün daha bekleyeceğini, sonrasında müdahale edebileceğini söyledi. Ben de fazla bir şey söylemeden teşekkür edip çıktım. İnsanoğlunun fikirlerini değiştirmek için 15 dakikalık muayene süresi yeterli değildir. Dolayısıyla tartışmak da anlamsızdır, ikna etmeye çalışmak da. Artık elimizde kilosu fazla, kafası büyük bir bebek ve nerede ve kiminle doğum yapacağını bilmeyen bir anne vardı.

Eşimle vakit kaybetmeden telefon trafiğine başladık. Sonuçta bebeği 41 hafta 2 günlük sanıyorduk ve her an doğum olabilir paniği ile hızlı davranmamız gerektiğini düşünüyorduk. Kendimi ortada kalmış hissediyordum ve kimseye güvenemiyordum. Şikâyet veya isyan etmemem için eşim beni uyardı sürekli. Hiçbir şey boşuna değildir ve elbette bu da boşuna değildi. Bir yandan da şanslı bir hamileydim ki eşimin kuzeni Neslihan Şebik İstanbul Doğum Akademisi’nde eğitim almış, ten tene teması destekleyenler ile birlikte çalışan, fikirleri bu yönde olan doktorları da tanıyan bir ebe idi. Hemen onu aradık ve bizi Dr. Saliha Eroğlu‘na yönlendirdi. Kendisi ile o gün randevulaşamadık ama pazartesi için sözleştik. Tabi o gün cuma idi ve arada koca bir hafta sonu vardı. İki gün geçmek bilmezdi beklemekle. O yüzden biz elimizden gelen çabayı gösterdik. Kadın doğum uzmanlığı yapan arkadaşım ve ortopedi uzmanlığı yapan kardeşim vesilesi ile iki doktorla daha görüştük. Normal doğum için bedenimin uygun olduğunu söyledi hepsi. Fakat elimizdeki büyük bebek durumundan dolayı riskleri de sıraladılar ve imza karşılığında normal doğum için çaba sarfedilebilineceğini söyledi içlerinden biri. Benimle çok açık konuştular ve çok yardımcı oldular. Ama maalesef kadın doğum bölümlerindeki mahkemeye verilme durumları herkesi yormuş. Kimse bu ihtimali göze almak istemiyor. Ellerinden geleni yapacaklarını söylediler tabi ki ama ben tedirginliğimden kurtulamadım maalesef. Çok zor bir hafta sonu geçirdik. Sürekli dua ediyordum tercih yapmak zorunda kalmamak için. Herşey olması gerektiği gibi olsun ve ben işlere karışmayayım istiyordum. Ama doğumun gerçekleşip gerçekleşmediğini merak edenlerin telefonları, risk alma diye korku dolu bakışlarlarla beni iyice gerilime sürükleyenler beni çok yormaya başlamıştı. En sonunda telefonun sesini kıstım ve kimseye cevap vermemeye başladım. Kendi iç sesimi dinleyip sakinleşmeye çok ihtiyacım vardı. Kendi kendime kaldığımda ben normal doğumdan korkmuyorum, Allah’ın izni ile normal doğacak bu bebek diyordum ve buna çok inanıyordum. Fakat akıl öyle birşeydir ki içine dolan çöpler ile sizin fikirleriniz de kirlenmeye başlar. Ben de zihnimi berrak tutmakta zorlanıyordum. Hatta Pazartesi günü sözleştiğimiz Saliha hanıma gitmemeyi bile düşünmüştüm kafam daha fazla bulanacak korkusu ile. Eşim buna izin vermedi. Son istişaremizi Pazartesi Saliha hanımla görüştükten sonra yapmamızın daha iyi olacağını söyledi.

Nihayet Pazartesi günü Saliha hanım ile görüştük. Onunla görüşmekle ne kadar hayırlı bir iş yaptığımızı daha ilk dakikalarda anladım. Müthiş korkusuz bir kadın doğum uzmanı karşımızdaydı. Risklerden bahsedildiğini söylediğimde bana her şeyde riskin olduğundan bahsetti. Daha neler neler söyledi de ben özet geçmeliyim yoksa bu yazı bitmeyecek 🙂 Doktor hanım özetle iç sesimi destekleyen bir konuşma yapmanın yanı sıra, dışarıdaki sesleri de susturan bir konuşma yaptı ki bu müthiş bir motivasyondu benim için. Doktorluk eğitiminin yanında maddi manevi bir çok eğitim de almış donanımlı bir doktor ile karşı karşıyaydık. Bana EFT yaptılar ve evde de yapabileceğim şeyler önerdiler. Tam üç saat orada kaldık. Muayenehane ev ortamı gibiydi ve orada bulunan ekip de çok sıcak kanlı ve misafirperverdi. Allah’a oraya denk düşürdüğü için ne kadar şükretsem az.

Herşey harikaydı fakat ortada bir durum vardı. Saliha hanım ertesi gün ameliyat olacaktı. Bende de doğum belirtileri yoktu. O yüzden başka bir doktor ayarlayabileceğini söyledi. Fakat doktor İstanbul’un diğer yakasındaydı ve doğum başlarsa bizim oraya gitmemiz gerekiyordu. Biraz tedirgin olmadık desem yalan olur ama o an her şeyi öyle bırakmaya meyilliydim ki Rabbim bir kapı açar diyordum içimden.

Saliha hanım doktor Belgin Harzadin hanımı önerdi ve onu haberdar etti durumumdan. İkisi de o kadar ilgiliydi ki, afallıyordum bu durumdan.

Kafamız boşalmış olarak eve geldik ve belki de vücudun rahatlamasıyla akşam nişan ve bir miktar su ile doğum sürecine girmiş oldum. 24 saat dolmadan kasılmalar da başladı ufak ufak. Derken salı gecesi saat 3.00’de kasılmaların baskısına uyandım. 5 dakikada bir geliyordu bir 5-10 saniye kadar sürüyordu. Evde eşim ve annem vardı ama ben onları uyandırmaya kıyamadım. Evin içinde dolaşa dolaşa kasılmaları atlatmaya çalıştım. Nefesin ne kadar önemli olduğundan bahsetmişti Neslihan ebe ve ben vaktiyle nefes egzersizleri çalıştığım için zorlanmadım nefesleri alıp verirken. Neslihan ebe tetikte bekliyordu ama onu da uyandırmaya kıyamadım. Daha önce yarısına katılabildiğim hamile eğitiminde kasılmaların 5 dakikada bir gelmesi ve 30-60 saniye arasında sürmesi gerektiği söylenmişti. O yüzden beklemeliyim diye düşündüm. Sabah 6.30 gibi Neslihan’ı aradım ve kendisi hemen geldi. Muayene sonucu artık hastaneye gitmemiz gerektiğini söyledi. Hafif birşeyler atıştırıp arabaya bindik ama malum İstanbul’un sabah trafiği yoğundu. Bu arada da kasılmalarım çok artmıştı. Artık 2 dakikada bir uzun uzun geliyordu. Yani neredeyse çok az kasılmasız duruyordum. Hastaneye vardığımızda saat 10.00’du ve beni odaya alıp muayane ettiler. Artık 9 santim açıklık vardı ve doğum neredeyse başlayacaktı. 10.20’de doğumhaneye girdik ve esas başarı hikayesi orada başladı.

Doğumhanede istediğim pozisyonda durmama müsade ettiler ve doktor Belgin hanım da Neslihan ebe de sırtıma, belime, kollarıma aralıksız masaj yaptılar. O anlarda anlayış çok önemli imiş. Yan yana yataklarda doğum yapanları, birçok insanın da onları izlediğini düşündüğümde işin içinden çıkamıyorum. Önceleri kedileri düşünürdüm hep. Karanlık ve kimsenin olmadığı bir ortamda doğum yapıyorlar. Hayvanlardan çıkarılacak çok ders var. Doğum hadisesi de bunlardan biri ve biz kedi kadar bile olamadık maalesef. İnşallah her şey daha güzele doğru gider ülkemde.

Doğuma geri dönelim. Doğum başladığında bebeğin başı hala tam olarak yerine yerleşmemişti. Sanırım son 20 dakikaya kadar da bu durum sürdü. Doktor hanım belki sezeryan olabileceğini hatırlattı bana. Sonra bir kaç kasılmayı da kedi pozisyonunda geçirebileceğimizi söyledi. Zaten kafanın yerine yerleşmesini sağlayan da bu pozisyon oldu. Bir kesimin doğum pozisyonunun önemine dair ısrarlarının haklılığını, normal doğumla bebeğimi kucağıma aldıktan sonra bizzat yaşadım. Bir kaç kasılmayı bu pozisyonda geçirdikten sonra doktor hazır olduğumuzu, yatağa geçmem gerektiğini söyledi. Ekibin geri kalanı da doğumhanedeydi artık. Hepsi müthiş bir uyumla çalışıyordu. Derken ben acaba başı göründü mü diye düşünürken bir anda bebeği kucağıma verdiler 🙂 Neye uğradığımı şaşırmıştım. Acıların yerini yumuşacık tenli bir dünya tatlısı almıştı artık 🙂 Her şeyin bu kadar hızlı olacağı aklımın ucundan geçmemişti. Kucağımda artık bir erkek bebek vardı: oğlum 🙂

Doğum gerçekleşmişti fakat size ufak bir ayrıntıyı belirtmeden geçmeyeyim. Anadolu yakasında doğum yapacağım sabah 7.30 gibi netleşti. Doğuma girecek doktorla da doğumhanede tanıştım 🙂 Demem o ki, unutulmaması gereken en önemli şey, elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra teslim olmayı başarabilmek. Teslim olunmadan, aklımızda binbir şüphe ile doğuma girmek gerçekten yorucu ve sonucunda da can sıkıcı olabilir. Tabi bunun için de güven duymak en önemli mesele. Allah’a güvenmek herşeyin başı fakat vesile kıldığı insanlara da güvenmek önemli. Siz siz olun, doğum için size her türlü desteği sağlayabilecek doktoru, mümkünse ebeyi belirleyin. Bu bakımdan İstanbul Doğum Akademisi eğitmenlerine ve orada kendini eğiten, zihnini değiştirebilmiş tüm eğitim alanlara teşekkürler. Tabi ki benim sürecime katkıda bulunan doktor Saliha hanım, doktor Belgin hanım ve her anımızda yanımızda olup bize yol gösteren sevgili kuzenim Neslihan ebeye sonsuz teşekkürler.

Doğum yapan herkesin bir hikayesi vardır elbet ve eminim hepsi de birbirinden farklıdır. Bu da benim doğum hikayem. Ama hemen hemen her hikayede ortak noktalar vardır. Onlardan biri de her kucağa alınan bebeğin çaba ile, gayret göstererek elde edilmediği. Yani şu kadar emek verdim, karşılığı ise bu bebekti demek çok manasız. Hamileliğin başından beri yaşanan bulantılar, sıkıntılar, yavaş yavaş ağırlaşmamız, bel ağrıları vs. kucağımıza aldığımız bebeğin karşılığı değil asla. O ancak lütuf olabilir. Nice evli çiftler var ki çocuk sahibi olamıyor. Nice çocuklar var ki sağlık sorunları yaşıyor. Yani elimizde olan birşey yok aslında. Hepsi ilahi takdir. Bu yüzden normal doğumla, sağlıklı bir bebeği kucağıma alabildiğim için ne kadar şükretsem az.